yalnız başına – kısa öykü 7

Eşini amansız bir hastalık nedeniyle yitirmesinin üzerinden tam üç yıl geçmişti. Bugün ölümün üçüncü yıl dönümüydü. Bugünü bir ay önceden aklında belirliyor, sanki birini bekler gibi gün sayıyordu. Sıkıntı içinde pencereden sokağa baktı, insanlar telaş içinde bir yerlere yetişme derdindeydi. Çayından bir yudum aldı, soğumuştu, gidip tazeleyeyim diye düşünerek kalktı, mutfağa yöneldi. Çayın altını kısık ateşte bırakmıştı, soğuk çaydan nefret ederdi. Mutfakta tezgahın altındaki çekmecelerden en üstteki bir parmak açıktı, eliyle itti. Çayını tazeledi, tekrar salonda eşiyle hep oturdukları fiskos sehpasının iki yanındaki koltuklardan kendisine ait olana oturdu. Eşinin boş koltuğuna baktı, iç geçirdi. Yalnızlığın kötü bir süreç olduğunu tahmin etmişti ama bu yaşadığı tahminlerinin üzerindeydi. Sıkıntı içinde yeni evlenmiş olan kızı ile başka şehirde zor zahmet bir iş bularak uzaklaşan oğlu, gelini ve torunlarını düşündü. Kızı evlendiğinden beri ayda, bazen da kırk günde bir geliyordu ziyaretine. Haklı diye düşündü, daha çok yeniler, birbirlerini tanımaları için zamana gerek var. En çok torunlarını özlemişti. Görmeyeli neredeyse bir yılı geçmişti, iyice büyümüşlerdir şimdi diye geçirdi içinden. Oğlunun çalışma koşulları çetindi, yılda on beş günlük bir izni vardı, o süreyi de deniz kenarında tatil yaparak geçiriyorlardı.
Okumaya devam et “yalnız başına – kısa öykü 7”

yabancı hayranlığı

Bizim insanımız yabancı dilde isim levhası olan bir yerde bir şey yerken veya içerken neden kendisini daha önemli ve daha değerli birisi gibi hisseder?
Yabancı dildeki markalara neden bu kadar tutkundur?
Acaba kendi anadilinin dışındaki dillere böyle marazi bir hayranlık duyan başka bir millet var mıdır dünyada?
Türkçe dil bayrağımızdır oysa.
Ya da bize öyle öğretmişlerdi.

ışık – kısa öykü 6

Çocuk büyülenmiş gibi pencereden dışarı, karanlığa doğru bakıyordu. Anne, odaya girip ışığı yakınca çocuğun pencerenin önünde, dışarı bakmakta olduğunu farketti. Merakla pencereye doğru yürüdü, çocuğunun arkasından onun baktığı yöne gözattı. Gökyüzünün karanlık bulutları içinde belli bir alanda pembe renkli bir ışık topluluğu gördü. Çocuk, bütün dikkatiyle aynı ışığa bakmaya devam ediyordu. Tekrar gözlerini ışığa çevirdi anne. İkisi bir süre bakmayı sürdürdüler. Kısa bir süre içinde, pembe ışık gözleri önünde diğer bulutların rengine doğru dönüşmeye başladı, sonunda tamamen kayboldu.
Okumaya devam et “ışık – kısa öykü 6”

yumurta – kısa öykü 5

Adam yatağında gerindi. Uyanalı on, on beş dakika kadar olmuştu. Yatakta yanında yatan karısına baktı, gözleri kapalıydı. Uyuyup uyumadığını anlamaya çalıştı, düzenli nefes alışlarını dinledi. Uyuduğuna karar verdi, yataktan yavaşça kalktı ve banyoya gitti. Aynada yüzünü inceledi, gözlerinin altı torbalanmıştı. Yine iyi dinlenemeden kalkmıştı, böyle zamanlarda kendisini yorgun ve yıpranmış hissediyordu. Dağınık ve ara ara kırlar düşmüş saçlarına baktı aynada. Yüzünü tekrar inceledi, yaşlılığa adım atmış birinin yüzü diye düşündü. Mutfağa yürüdü, boğazı kurumuştu, sürahiden bardağa su doldurdu, içti. Salona yürüdü, perdeleri açtı. Güneş henüz doğmamıştı, deniz göz alabildiğine çarşaf gibi uzanıyordu. Plajdaki boş şezlonglar ve kapalı şemsiyeler gelecek insanları bekler gibiydi. Salonda pencerenin önündeki tek koltuklardan birisine çöktü. Denizin uzanan grimsi maviliği içini titretti. Güne yanlış bir yerden başlamış gibiydi, içi sıkıldı.
Salona doğru gelen ayak sesleri duydu. Karısıydı.
Okumaya devam et “yumurta – kısa öykü 5”

mühendis

Türkiye’nin bugünkü insan varlığı (mühendislerin nitelik ve nicelik yeterliliği) düşünülürse, iyi eğitim almış ve mesleğini yapabilme yetkinliği olan Türk mühendisleri bugün ülkenin gerek duyduğu mühendislik hizmetlerinin çoğunu (yaklaşık %90 ını) yapabilir. Kalan, çok fazla özel bilgi gerektiren yaklaşık %10 luk bölüme (örneğin nükleler santral yapımı gibi) ise dışarıdan hizmet alımı gerekebilir. Zamanla, eğer gerçek mühendislere ve araştırmacılarına olanak tanınırsa bu %90 lık pay da artırılabilir.
Okumaya devam et “mühendis”