mühendis öyküleri – 4

Ankara’da büyük bir makina üretim fabrikasında, 1980 li yılların ilk yarısında, fabrikanın tasarım bölümünün yöneticisi olarak çalışmıştım. Otuzlu yaşlarımda, orta-az deneyimli bir makina mühendisiydim. O yıllarda fabrikanın sahibi olan şirket kamudan çok büyük ihaleler alıyordu. Fabrikanın tasarım bölümünün sınırlı teknik kadrosuyla; baraj, hidroelektrik santral, termik santral, çimento fabrikası, su arıtma tesisi gibi her biri büyük olan bu yatırımların fabrikada gerçekleştirilecek makina üretimine dönük üretim projelerini hazırlamak için fedakarca gece gündüz çalışmaktaydık.

Şirket Marmara Bölgesi’ndeki büyük bir şehrin içmesuyunu sağlayan barajının yapım işlerini almıştı. Tasarım hizmetleri kapsamında, barajın dipsavak borusu ve bu boru üzerindeki vanaları da var. Tasarım bölümünde işleri mühendisler arasında böldüm. Cebriboru tasarımını bir mühendise, konik vana tasarımını başka bir mühendise verdim. Program dar olduğu için kendim de kelebek vana tasarımını yüklendim. O yıllarda, tasarım işlerini DSİ ile sıkı bir etkileşimle sürdürüyoruz. Projeleri DSİ Barajlar ve HES Dairesi’ne onaylatıyoruz. Üretime onaydan sonra başlanabiliyor. DSİ deki ilgililerle başlangıç görüşmeleri yaparken, 2200 mm çaplı, 6.2 Bar işletme basıncı ve en büyük debisi 47.5 m3/san olan kelebek vananın, çelik döküm gövde ve klapeli, dişli kutulu ve elektrik motorlu açma-kapama düzenli olmasını önerdim. O güne kadar fabrikanın ürettiği kelebek vanalar çelik döküm klape ve gövdeli, dişli kutu mekanizmalıydı ve üretilen en büyük kelebek vana çapı da 1200 mm idi. Daire başkanı, vana gövdesinin ve klapesinin kaynaklı sac konstrüksiyon olmasını istedi. Ayrıca, yabancı vana firmalarının artık hidrolik silindirli türdeki açma-kapama düzenine geçtiklerini, bu kelebek vananın da hidrolik silindirli olarak gerçekleştirilmesini istediklerini bildirdi. Böylece, DSİ kapsamındaki uygulamalarda ilk kez yerli bir üreticiye hidrolik açma-kapama mekanizması olan bir kelebek vana yaptırılmış olacaktı. Bu istekler, kelebek vana tasarım çalışmasını standart bir çalışma olmaktan çıkartıyordu. Bir prototip vana tasarlanacak ve üretilecekti. Süre de çok sınırlıydı. Okumaya devam et “mühendis öyküleri – 4”

asteğmen – kısa öykü 12

Genç asteğmen 1981 yılının bir bahar günü sabahında, birliğinin nizamiyesinden çıktı, durdu, gökyüzüne baktı. İşte, hayli zor geçen askerliğinin birlik içinde geçirilmesi gereken bölümünü tamamlamıştı. Bir aylık izin hakkını terhis öncesine bırakarak hayata bir ay önce başlamayı başarmıştı. Artık yaşantısının bundan sonrasını rahatça planlayabilecekti. Bu bir ayı iş başvuruları yaparak geçirecekti. Nizamiyeden asfalta kadar beşyüz metre toprak bir yol vardı. Güneş tam karşısından yükselmiş, gözüne girmekteydi, şapkasının siperliğini biraz öne eğdi, gözlerini korudu. Elinde eşya olarak pek bir şey olmadığı için yürümek sorun olmadı ama yine de haki harici üniforması asfalta vardığında ter içinde kalmasına yetmişti. Asfaltın kenarında dolmuş beklemeye başladı. On – onbeş dakika sonra onu şehirler arası otobüs terminaline götürecek minibüs geldi, tam önünde durdu. Yolcuların hepsi ona doğru döndü, dikkatle süzdü. Sessizce araca girdi, göz hapsinden kurtulmak için en arka sıradaki boş yere oturdu. Küçük el çantasını ayaklarının arasına, yere koydu.

Terminale geldiğinde, otobüsünün kalkmasına kırkbeş dakika olduğunu gördü. Biletini bir hafta önce almış, cüzdanında kutsal bir emanet gibi saklamıştı. Bileti cüzdanından çıkardı kontrol etti. Evet kırkdört dakika daha beklemek zorundaydı, canı sıkıldı. Gitti, terminal içinde bekleyebileceği bir yer buldu oturdu, gelen delikanlıya bir çay söyledi. Gelen geçene bakarak zaman öldürmeye çalıştı.

Otobüs, geç kalan son yolcu telaşla kapıdan girince kapılarını kapatarak hareket etti. Geciken yolcu yüzünden, beş – on dakika gecikmişlerdi. Canı tekrar sıkıldı. Camdan dışarı baktı, birbuçuk yılını geçirdiği bu şehrin binaları, camileri, dükkanları hızla geride kalıyordu, bunu izlerken sıkıntısı biraz hafifledi.

Otobüs şehirden çıkmış, virajlı bir yoldan dağların zirvelerine doğru tırmanıyordu. Yola çıkalı yarım saat oldu diye düşündü, koltuğunu geriye doğru biraz yatırdı, gözlerini kapadı, uyuma konumuna girdi. Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez, birden yolcuların çığlıklarıyla gözlerini açtı. Asfaltın sağ tarafından yükselen bir toz bulutu gördü. Yolcular kendi aralarında yüksek sesle bir şeyler konuşuyordu ama uyku mahmurluğu ile söylenenlerden bir anlam çıkaramadı. Şoför, otobüsü dikkatle sağa çekti, durdu, el frenini çekti ve kontağı kapattı. Kapıları açtı. Yolculardan bir bölümü aşağı inerek toz bulutunun yükseldiği tarafa doğru koştu. Asteğmen de ceketini ve şapkasını giyerek otobüsten indi, yolcuların yol kenarında toplanarak aşağıya baktığı noktaya geldi, baktı. Bir kamyon yaklaşık üçyüz metre kadar aşağıda, vadi tabanına yakın bir yerde devrilmiş, tekerlekleri yukarıda yatmaktaydı. Kasasındaki paketler çevreye saçılmıştı. Kamyonun tekerlekleri hala dönüyor, motor çalışıyordu. Okumaya devam et “asteğmen – kısa öykü 12”

kahraman çiçek – kısa öykü 11

Adam üçüncü kattaki dairesinden işe gitmek üzere çıktı, merdivenlerden telaşla inerken birinci kattaki bir dairenin önünde içeriden ağlama sesleri geldiğini duydu. Durakladı, kapıyı çalıp ne olduğunu, yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sormayı geçirdi aklından. Sonra vazgeçti. Belki hassas bir zamandı ve rahatsız etmek uygun olmayabilirdi. Devam etti, apartmandan çıktı, arabasına bindi, yola çıktı.

İşteyken, aklına bir kaç kere sabahki ağlamalar geldi. Sonra iş yoğunluğundan unuttu. Akşam eve geldi, kapıyı açtı, girdi. Terliklerini giydi, banyoya yürüdü. Dönüşte, mutfaktaki eşine merhaba dedi. Salondaki camın önündeki koltuğa oturdu. Hava kararmaktaydı. Eşi de geldi. Karşısına oturdu. Üzüntüyle,

– Bugün sabaha karşı, 3 numarada oturan Salih Bey vefat etmiş.
– Hay Allah! Nasıl olmuş?
– Tam anlayamadık. Kalp krizi geçirmiş, kızları hastaneye yetiştirmişler, ama hastanede bütün çabalara karşı vefat etmiş.
– Sabah, çıkarken kapılarının önündeyken ağlama sesleri duymuştum. Keşke kapılarını çalsaymışım.
– Ben biraz önce uğradım, yapabileceğimiz bir şey var mı diye sordum. Cenaze yarın Maltepe Camisi’nden öğle namazı sonrasında kaldırılacakmış.
– Mutlaka cenaze törenine katılalım.
– Olur.

Aradan, on onbeş gün geçti. Salih Bey’in eşi ve kızları yavaş yavaş duruldular. Başsağlığı için gelenler azaldı, sonunda aile kendi kendisiyle başbaşa kaldı.

Bir gün adam yine 3 numaranın önünden geçerken kapının önüne büyük bir saksı içindeki Yucca çiçeğinin bırakılmış olduğunu gördü. Üzerinde durmadı. Çiçeğin dört dalı vardı ve hepsi de son derece sağlıklıydı. Bu çiçeğin Salih Bey’in oturduğu koltuğun hemen arkasında, pencere kenarında bulunduğunu anımsadı. Okumaya devam et “kahraman çiçek – kısa öykü 11”

mühendis öyküleri – 3

1979 yılıydı. Kış aylarının başlangıcındaydık. Ankara’ya henüz kar yağmamıştı ama Ayaz Paşa kol geziyordu.

Tasarım mühendisi olarak çalıştığım şirket, Ankara Dikmen sırtlarındaki bir yerdeki taş ocağına taş kırma ve eleme tesisi kurmuştu. Tesiste çok sayıda kırıcı, elek, bantlı götürücü ve benzeri makinalar vardı. Bu makinalar birlikte çalıştırılıyor, bu şekilde ocaktan çıkarılan iri taş ve kaya parçaları, kırılıyor, çakıl boyutuna indiriliyor, iriliklerine göre sınıflandırılıyor ve açık alanda ayrı ayrı depolanıyordu. Malzeme almak isteyen müşteri kamyonunun göndererek istediği boyuttaki çakıldan, istediği kadar satın alabiliyordu.

O sabah şirket ortağı Nazmi Bey, bu tesisle ilgili çalışan tasarımcı, imalatçı, elektrikçi, montajcı bütün mühendisleri odasına çağırmış, gittik. Masada oturuyor, önündeki kağıtları sinirli sinirli karıştırır gibi yapıyor. Heyecanla, ne söyleyeceğini bekliyoruz, hepimiz ayaktayız, ortamda ağır ve tatsız bir hava var. Yavaş yavaş masasından doğruldu, masasının yanında ayakta durdu, bize dönerek;

– Dikmen’deki tesis sahibi aradı. Bu sabah tesisi çalıştıramamışlar. Motorlar kalkış yapamamış. Ne olmuş olabilir?

Tesis bir ay kadar önce devreye alınmış, bütün denemeleri yapılarak iş sahibine teslim edilmişti. Düne kadar çalışan yepyeni tesis, neden çalıştırılamamış olabilir, birbirimize baktık. Hazır bir cevabı olan kimse yok. Okumaya devam et “mühendis öyküleri – 3”

mühendis öyküleri – 2

1978 yılı, Ekim ayıydı. 2 – 3 yıllık mühendistim. Ankara’da çalıştığım makina üretim şirketinin sahibi Cevdet Bey beni odasına çağırtmış. Gittim.

– Beni çağırmışsınız.
– Evet. Kozan’ a yaptığımız cevher zenginleştirme tesisindeki, senin tasarladığın yıkayıcı mil kesmiş. Git bak bakalım, nedir?

Odadan çıktım. Bu mekanik bir arıza. ”Neden bakım servisinden bir mühendis göndermiyorlar?” diye yolda düşündüm. Odamın kapısına geldiğimde anladım: Bu benim prototip olarak tasarladığım, sonradan çalıştığım firmanın standart üretim listesine girecek, çift milli, büyük kapasiteli bir makinaydı. Herhalde, benim bu makina ile ilgili bir hata yaptığımı düşünüyorlardı.

Mekanik ustası Mehmet, şoför Hasan ve ben hazırlandık. Ben üretim projelerini, hesaplarımı, kullandığım bir kaç kitabı yanıma aldım. Kırmızı Doç pilabın arkasına gerekli donanım, araç, gereç ve olmazsa olmaz yakıt bidonları yüklendi ve ertesi gün sabah erken saatlerde Adana’ya doğru yola çıktık. O yıllar, Ecevit Hükümeti’nin Kıbrıs Harekatı, afyon ekimi, sağladığı işçi hakları vb. nedenlerle sıkı bir ambargo ve işveren baskısı altında olduğu zamanlardı. Yolda, açık akaryakıt istasyonu bulmak imkansızdı. İstasyon sahipleri her gelene laf anlatmaktan bıktıkları için pratik bir yol bulmuşlardı. Pompa hortumlarını, yakıt sayaçlarının üzerine bırakıyorlardı. Bu, yakıt yok demekti. Bunu gören sürücü, hiç istasyona girmiyor, kısmetini bir sonraki istasyonda aramak üzere uzaklaşıyordu.

Gölbaşı çıkışında, çok şiddetli bir yağmur başladı. Artarak sürdü. Yakıtımız sırtımızda olduğu için hızla yol alabiliyoruz. Yoldaki istasyonların çoğunda, yakıt bekleyen araç kuyrukları var. Sürücüler ümitsizlik içinde bekleşiyorlar. Şiddetli yağmur altında, gece Adana’da bir otele indik. Sabah erkenden Kozan’a doğru yola çıkmayı planladık. Okumaya devam et “mühendis öyküleri – 2”

mühendis öyküleri – 1

2010 lu yılların başındayız. Sekreter hanım (A) kişisinin benimle, (B) hidroelektrik santralı kapakları ile ilgili görüşmek istediği söyledi. Bağlamasını istedim. Telefondaki ses, selamsız konuya girdi:

-(B) santralının kapak projelerini siz mi çizdiniz?
-(B) hidroelektrik santralının hidromeknik donanımları ile ilgili mekanik ve hidrolik mühendislik hizmetlerini biz yaptık. Siz kimsiniz?
– Ben Ahmet, Adana’dan (C) firmasından arıyorum. Biz bu kapakların imalatlarını yaptık, sahada montajı yaptık. Şimdi yüksüzken kuru testlerini yapıyoruz. Kapaklar aşağı doğru indirilirken iniyor. Yukarı kaldırılırken elektrik motor termikleri atıyor. Çalışmıyor.
– ?
– Bunlarda proje hatası var, gelin de kendiniz çalıştırın.
– Biz bu hizmeti tamamlayalı epey zaman oldu. Konuyu inceleyip, sizi yeniden arayalım, yardımcı olmaya çalışalım.

İlgili çalışandan (B) hidroelektrik santralının üretim proje dosyalarını bulmasını rica ettim. 3 yıl olmuş. Buldu, bilgisayar ekranından birlikte inceledik. Yaklaşık 1.0 – 1.5 m eninde, 1.0 – 1.5 m yüksekliğinde, küçük, yavaş hareket eden, sactan kapaklar. Orta su yüksekliğinde çalışıyor. Toplam 10 – 15 kadar kapak. Hepsinde, sonsuz dişli mekanizmalı dişli kutuları tasarlamışız. Küçük güçte elektrik motorları ile tahrik ediliyorlar. Okumaya devam et “mühendis öyküleri – 1”