zor günler – kısa öykü

Çok zor günler geçirmekteydi. İş yerinde ve evde o hafta. Sanki bütün terslikler, özellikle ayarlanmış gibi, mavi pazar ertesi günü başlamıştı. Önce eşiyle, neden çıktığını bile anımsayamadığı bir konu yüzünden, tartışmıştı. İş yerinde de devam etmişti, uğursuzluklar. Bürodakilerin her konuşması batmıştı o gün. Sonunda öğleden sonra amiriyle de gereksiz bir sertleşme yaşamıştı.

Sonraki günlerde de tatsızlıklar sürdü.

Perşembe sabahı evden isteksizce çıktı. Eşi ile aralarındaki buz beyazı soğukluk devam ediyordu. İşe ayakları geri geri giderken, sokağın köşesinde birden onu gördü. İçinden güneşli bir pencere açıldı. Sokağın köşesinden kendisine bakıyordu. Üzerinde en sevdiği bej döpiyesi, boynunda kendisinin alıp armağan ettiği uçuk pembe fular, kolunda koyu kahverengi ayakkabıları ile takım yaptığı çantası. Kestane kahverengisi saçları titizce taranmıştı. Ne bir şey söylemek için ağzını açtı, ne de elini sallayarak selam gönderdi. Ama bütün sevecenliğini ve olumlu enerjisini sessizce yolladığını belli etti. Caddedeki durağa gelince dönüp, baktı tekrar. Oradaydı hala, dumanlanmış bir tebessümle bakıyordu. Otobüs geldi, bindi, köşeden geçerken gözleriyle aradı, yoktu. Okumaya devam et “zor günler – kısa öykü”

böcek – anı

Bu yıl ekim ayında da, her yıl yaptığımız gibi yıllık iznimizi aldık ve tatilimizi Antalya’da deniz kıyısında bir otelde geçirdik. Hava çok güzeldi, yaz mevsiminin sert sıcakları bitmiş, günler yaşanabilir hale gelmişti. Gece boyunca klima kullanmak ta gerekmiyordu artık. Deniz suyu tam kıvamındaydı. Güneşin rahatsız edici sertliği gitmiş yerini kadife bir sıcaklık doldurmuştu. Seyrek ve ara sıra yağan kısa süreli yağmurlar, hafif esintiler sert yazın ardından doğayı tazelemekteydi. Çiçeklerin, ağaçların, sokak hayvanlarının, kuşların keyfi yerindeydi. Otelde de yaz günlerinin aşırı kalabalığının hengamesi bitmişti. Konukların sayısı çalışanların rahatça yönetebileceği düzeye inmiş, telaş ve koşuşturma azalmıştı. Ortama dinginlik ve huzur hakim olmuştu.

Güzel günler hızla geçti, her güzel şey gibi zevkli tatilimiz de sona erdi. Geceden bavullarımızı hazırladık ve biraz buruk kahvaltıya indik. Çaylarımızı içerken, denizin açık maviden tukuaza, açık yeşilden laciverte dönen renk oyunlarını, ayrılığın verdiği bir küçük hüzünle ama keyifle izledik. Güneş, hafif dalgalı denizin üzerini altın pullarıyla bezemekteydi. İki beyaz martı kuma biteviye değen dalgaların yumuşak müziği eşliğinde bize son bir dans gösterisi sundular, mavi fonda. Okumaya devam et “böcek – anı”

evdeki sesler – kısa öykü

Selma Hanım ve Naci Bey, parasal durumları bozulunca, şehrin kenar mahallesindeki üç katlı, eski bir binanın giriş kattaki küçük dairesine taşındılar. Emekli maaşı ile eski oturdukları semtte yaşamalarına imkan kalmamıştı. Karı koca, yıllarca Anadolu’nun çeşitli kasaba ve şehirlerinde devlet memuru olarak çalışmış emekli olunca da, hastane imkanları daha iyi olur düşüncesiyle bu büyük kente yerleşmişlerdi. Çocuklar evlenmiş ve kendi ekmeklerinin peşine düşmüştü. Kızları da, oğulları da başka başka şehirlerdeydiler. Torun hasretinden başka üzüntüleri yoktu. İki emekli maaşı ile, iki kişi rahatça olmasa da ortalama bir hayat sürdürebileceklerini düşünmüşlerdi ama, emekliliklerinin beşinci yılında, evdeki hesap çarşıya uymadı, dayanamadılar ve taşınmak zorunda kaldılar.

Yeni taşındıkları mahallede yaşayanlar daha yoksul insanlardı. Buradaki pazar ve gıda fiyatları da merkeze göre daha kabul edilebilir düzeydeydi. Hele kira, neredeyse öncekinin yarısından biraz fazlaydı. Daire kombiliydi, yaktığımız kadar öderiz, bütün odaları ısıtmamıza gerek yok diye düşündüler. Taşındıktan sonra, maddi bir ferahlık hissettiler. Komşular ve yakındaki esnaf iyi insanlardı. Çevrelerindekilerden, güleryüz gördüler. Yeni muhite alışmaları uzun sürmedi. Okumaya devam et “evdeki sesler – kısa öykü”

ayla – kısa öykü

Ayla, görücü usulü ile evlenmişti. Bir tanıdıkları, annesini eşinin annesi ile tanıştırmıştı. Sonunda, Erman ve ailesi bir akşam, hayırlı bir iş için geldiler ve Ayla’yı ailesinden istediler. Erman, düşük eğitimli, sebatsız, şımarık kişilikli birisiydi. Erman’ın ailesinin onlara verdiği küçük bir dairede otuyorlardı, evlendiklerinden bu yana. Eşinin ve kendisinin ebeveynleri aynı şehirde yaşıyordu. Ayla, kocasının ailesinden memnundu. Karı, koca emekli memurdular, iyi insanlardı, ona hep sevgiyle saygıyla davranmaktaydılar. Yememiş, içmemiş tek çocukları olan Erman’ı yetiştirmiş ve onun için her türlü fedakarlığı katlanmışlardı.

Ayla evlenmeden önceki işyerinde tezgahtar olarak çalışmaya devam ediyordu. Erman ise tanışmalarından bu yana, 5 aylık nişanlılık süresi de dahil, 6 işyeri değiştirmişti. Doğru düzgün bir eğitimi ve mesleği olmadığı için, niteliksiz işlere girip çıkıyor, hiç bir iş yerinde uzun süre barınamıyordu. Ayla’nın kazancı sınırlıydı, bu nedenle geçimleri Erman’ın ailesinden verilenlerle sağlanabiliyordu.

Evde sürekli bir gerilim ve tatsızlık hakimdi. Erman, sürekli saygısız ve sinirli bir tutum içindeydi eşine karşı. Ayla’nın babası küçük esnaftı. Evde lisede okumakta olan iki erkek kardeşi ile ev hanımı olan annesi vardı. Babasının durumu gitgide daha zorlaşıyordu. Ailesi de geçim sıkıntısı içindeydi. Evlendiğinden beri, ailesine maddi açıdan hiç yardımcı olamamıştı. İçinde bulundukları koşullar, herkesi sanki bir presin içinde sıkıştırmaktaydı. Okumaya devam et “ayla – kısa öykü”