kaptı – kaçtı – anı

Her ay geç ödenen ücretlerimiz, o ay alışılan ödeme gününü bir hafta geçmesine karşın ödenmemişti.
Ayın ortasına gelmiştik. Kimse, cesaret edip te yöneticilere gecikme nedenini soramıyordu.
Ancak, çalışanların yüzleri kirli yeşile çalmaktaydı, suratlar asıktı.
Atölyede üç beş kişilik toplanmalar görülmeye başladı. İşçiler kendi aralarında fısır fısır konuşuyordu.
Huzursuzluğun derecesi hızla yükseliyordu.
Çalışma isteği hızla kayboldu. Okumaya devam et “kaptı – kaçtı – anı”

mavi ozalit – mühendis öyküleri

1980 li yılların başındaydık, darbe sonrası, yüksek enflasyonun yaşandığı, banker dolandırıcılığının olduğu çok karanlık günler. Ben askerlik görevimi yeni bitirmiş, Ankara’da büyük bir inşaat yapım şirketinin makina imalat fabrikasında Tasarım Müdürü olarak çalışmaktaydım. Şirket, genellikle büyük kamu kurumlarının inşaat ve makina yapım işlerini yüklenmekte ve yapmaktaydı. O sırada, şirkette Ankara’ya yakın bir yerde kurulmakta olan bir termik santralın anahtar teslimi mühendislik ve yapım işleri yürütülmekteydi. Termik santralın kömür hazırlama tesislerinin mühendislik hesap ve projelerini tamamladık ve ilgili kuruma onaya sunmak üzere hazırladık.

O sıralarda daha siyah ozalit ve zeroks bulunmamıştı. Projeler, elde rapidolarla (bir tür mürekkepli kalem) ve şekil ve harf şablonları kullanılarak aydingerlere (şeffaf ve dayanıklı bir tür kağıt) tek tek çiziliyor ve mavi ozalit makinalarında, amonyak kokan mavi renkli kopyalar halinde çoğaltılıyordu. Projelerin elektronik ortamda saklanması ise daha hayal bile edilmiyordu. (Bilgisayar diye bir şey kullanılmıyordu.) Bu nedenle kamu kurumları (biraz da işgüzarlık nedeniyle) projelerden 12 – 15 takım gibi inanılmaz sayılarda, müellif kaşesi ve ıslak imzası olan proje paftalarının kendilerine sunulmasını sözleşme şartı olarak dayatmaktaydı. Okumaya devam et “mavi ozalit – mühendis öyküleri”

bir dilim limon – anı

Karadeniz Ereğlisi’nde Erdemir’de yaz stajımı yapıyordum. Kıbrıs Harekatı’nın yapıldığı 1974 yılıydı. İki aylık staj süresince, hemen hemen her gün aralıksız yağmur yağdı. Ancak dikkat ettim; insanlar yağmurdan dolayı hiç rahatsız değildiler. Yağmur altında, işlerini güçlerini büyük bir dinginlikle ve hiç acele etmeden yapıyorlardı. Yağmurda sakin adımlarla yürüyorlardı, gidecekleri yerlere. Güneş ender olarak yüzünü gösterdiği zaman, doğa ve şehir cennetten bir yer haline geliyor, denizin yüzü gülüyordu.

Kalmakta olduğum küçük otelin, deniz kenarındaki beton platformuna dizilmiş olan sönük lamba ışığında geceleri denizdeki balıkları ve denizatlarını izlemek hiç tanık olmadığım apayrı bir serüven gibi gelmişti bana. Okumaya devam et “bir dilim limon – anı”

çay – anı

1990 lı yıllardı. Ailece, bir kurban bayramı tatilinde Karadeniz gezisine çıktık. Kendi aracımızla yol alıyoruz, beğendiğimiz yerlerde konaklıyoruz, bir gün orada, iki gün başka yerde batıdan doğuya doğru ilerliyoruz.
Derken, Giresun’da bir pidecide durduk, karnımızı güzelce doyurduk, yola çıktık. İlerlerken, hepimizin çayı geldi. Durup, çay içebileceğimiz, deniz kıyısında bir yerler bakarken güzel, küçük bir tesis gördük. Aracımızı tesisin parkına bıraktık, Karadenize sıfır bir masaya oturduk. Garson hemen ilgilendi, neler istediğimizi sordu. Hepimiz çok toktuk, yeni sofradan kalkmıştık, çay rica ettik. Çaylar geldi, on numara. İçtik ama kanamadık, birer çay daha söyledik. Sonra, bir daha ve bir daha. Okumaya devam et “çay – anı”