hayat bir gün kadar kısa – life is too short

Hayat bütün hafta arı gibi çalışıp, bütün balı birilerine verip, hafta sonu AVM lerde ağustos böceği gibi har vurup harman savurmak mıdır?

Yoksa, bütün hafta insan gibi olabilmek midir (yaşayabilmek midir)?

Is life working like a bee all week, giving all the honey to someone else, and spending like a cicada in shopping malls at the weekend?

Or is it possible to be human all week (to live like a human)?

halkı kurtarma fikri = unutulan panayır geleneğimiz

1.Gıdada yüksek enflasyon oranlarının olduğu yeni bir döneme girdik.
2.Tüketici pahalılıktan şikayetçi.
3.Üretici ürünlerini aracıya çok ucuz satmaktan şikayetçi.

Belediye seçimleri yaklaştı.
Bütün Türkiye de bir belediye dışında, bu fikri uygulayan veya en azından seçim propagandasında söyleyen yok.

Düşünce basit. Yukarıdaki 3 adet sorunun çözümü için, ŞUNU ÖNERİYORUM:
Bütün belediyeler bunu yapabilir. Oy alırlar, oy almasalar da dua alırlar.

A.Kentin uygun yerinde (kent dışında) 10-50 dönüm (kentin ihtiyacına uygun büyüklükte) bir araziyi bu iş için ayırsınlar.
B.Üreticinin kamyonla, tüketicinin arabasıyla gelmesi için asfaltı düzgün, 3 gidiş – 3 dönüş şeridi olan bir yol yapsınlar.
C.Gelecek tarım ve hayvan ürün üreticilerinin ve tüketicilerin kullanacakları temiz su, pissu, elektrik, aydınlatma, WC, atık toplama, otopark gibi temel hizmetleri ücretsiz olarak sağlasınlar.
D.Zemini asfaltlasınlar. Yağmur toplama şebekesi yapsınlar.
E.Üstünü bölüm bölüm (örneğin canlı hayvan satışı için ayrı, meyve-sebze için ayrı, hububat için ayrı, vb.) örtsünler. Bölümler birbirinden en az 50 m uzaklıkta olmalıdır.
F.KOMİSYONCU, KABZIMAL, CAMBAZ, TÜCCAR, BELEDİYE ZABITASI, VB. GİBİ ARACILARI BURAYA SOKMASINLAR. ANA FİKİR BUDUR. BU YAPILMAZSA, HİÇBİR İŞE YARAMAZ. Bunlar köylünün kanını emmek için sıraya girer.
G.Haftanın her günü 09.00 – 12.00 açık olsun. Küçük veya büyük üretici ürününü doğrudan getirip satsın, tüketici ihtiyacını doğrudan gelip üreticinin elinden alsın. Fatura, fiş, irsaliye, vb. sorulmasın. Giriş ve çıkışta kimseden para talep edilmesin, bilet kesilmesin. Alış-veriş nakit yapılsın.

Buna PANAYIR denir. Benim çocukluğumda, kasabalarda (örneğin Bolu-Göynük te) ayda bir kaç kere yapılırdı. Şimdi nüfus arttı ve kentlere birikti. Hergün yapılması kaçınılmazdır.
Panayırın kısa dönemde yararı, fiyatların düşmesidir.
Panayırın uzun dönemdeki yararı ise hem üreticinin, hem de tüketicinin kanını emen aracıların belki bir bölümünün üreticiliğe geri dönmesidir.

Üretici ile tüketici buluşursa, gerisini kendileri pek te güzel halleder. Gölge edilmesin yeter.
Bizim halkımızın açık havada pazar alışkanlığı vardır. Bunu kolaylıkla ve severek uygular.

mühendislik yemini olmalı mı?

Türkiye’de mühendislerin mezuniyetleri sırasında mühendislik yemini etmeleri uygulaması pek yok, ya da çok ender.

Mühendislik yemininin olmasının bir yararı var mı?
Yoksa, mezuniyette böyle bir yemini yeni mezunlara ettirmek gereksiz ve faydasız bir formalite mi olacaktır?

Yerli ve yabancı pek çok kaynakta, tıp mesleği mezunlarının ettiği Hipokrat Yemini’nin, meslek insanlarının çoğunun mesleki çalışmalarını yürütürken yararlı yönlendirici etkisi olduğu bildiriliyor.
İstisnalar kaideyi bozmaz.

Bu yemin metni aşağıdaki gibidir:

Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı statü, hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma,
hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma,
hastalarımı memnun edeceğime,
insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime,
mesleğim dolayısıyla öğrendiğim küçük sırları saklayacağıma,
hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı ve sevgi göstereceğime,
dil, din, milliyet, cinsiyet, takım, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime,
mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma

namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.

Düşünceme göre, mühendislere de benzer bir mesleki yemin ettirilse ve yüz mühendisten sadece birisi meslek yaşantısı boyunca buna bağlı kalsa bile amaca ulaşılmış olur.

Bence, bir önceki yazıda verilen ve İstanbul Teknik Üniversitesi sitesinde bulunan yemin metninin yeni mezun mühendislere ettirilmesi Türkiye için ve insanlık için doğruya ve güzele doğru atılmış bir adım olur. Çünkü mühendislerin yetkileri de, sorumlulukları da çok büyüktür.

Ortalama bireyler bunun farkında olmasa da.

Mühendis Yemini

MÜHENDİSİN YEMİNİ

Bana verilen ”mühendislik ünvanı” na daima layık olmaya;
onun bana sağladığı yetkileri ve yüklediği sorumluluğu bilerek,
hangi şartlar altında olursa olsun,
onları ancak iyiye kullanmaya;
yurduma ve insanlığa yararlı olmaya;
kendimi ve mesleğimi maddi ve manevi alanlarda yükseltmeye

çalışacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.

web.itu.edu.tr adlı siteden alınmıştır.

kuzineli soba

Çocukluğumda evimizde bir kuzineli sobamız vardı. O sırada çevremizdeki diğer aileler de benzer sobalar kullanırlardı.

Kuzineli soba çok amaçlı bir araçtı. Enerji tasarrufu ve atıkların azaltılması gibi iki önemli yararı vardı.

Bir diğer önemli sosyal yararını yazının sonuna bırakıyorum.

1.Bu tür sobalarda akla gelebilecek her türlü katı atık (kömür, odun, narenciye kabukları, kuru yemiş kabukları, mısır koçanları, zeytin küspeleri, vb.) yakılabilirdi. Çok yakıtlı bir araçtı.
2.Isınırken aynı zamanda sobanın üzerinde çay, kahve, yemekler, kestane, mısır pişirilirdi. Yan tarafındaki kapaklı fırında ise ekmek, börek, çörek, kek gibi her türlü hamur işleri yapılırdı. Soba yanıyorsa, sigara yakmak için kibrit israf edilmezdi. Sigara soba kapağından biraz içeri sokularak yakılırdı.
3.Sobanın yanma şiddeti, güncel hava sıcaklığına göre öndeki sürgülü hava giriş kapağı hareket ettirilerek ayarlanabilirdi, yatarken kapak iyice kapatılırdı. Sobanın yanında yakılmak üzere bulundurulan ıslak odun, meyve kabukları gibi şeyler bu arada kuruyarak (ekonomik) yanmaya uygun hale getirilirdi.
4.Kuzinenin üzerinde daima içi su dolu bakır bir ibrik bulunurdu, sıcak su gereksinmeleri için. Bir sıkılmış limon kabuk parçası (genel olarak yarım) odaya güzel bir koku kazandırmak için sobanın üstünde görece daha az ısıtılan bir köşesinde dururdu, kararmaya başlatınca sobaya atılırdı. Taze sütten yapılan ev yoğurdu da soba yakınına konulan, temiz bir bezle sarmalanmış bakır bir tencere içinde uyutulurdu.
5.Sobadan alınan temiz odun külü (kömür külü karışıksa olmaz) bazı (mekanik) temizlik işlerinde kullanılırdı.
6.Soba sayesinde evsel atık yok denilecek kadar az olurdu. Sadece yakılarak yok edilmesi uygun görülmeyen ekmek ufakları gibi gıda atıkları sobaya atılmaz, bahçenin bir köşesindeki kümesin yanındaki temiz taşlığa yumurta kabuk atıklarıyla karıştırılarak bırakılırdı.
7.Sobanın yapışık ikizi, soba yakınında kendine ait bir minder veya kilim parçası üzerinde keyifle uyuyan kedimizdi. Kedinin mırıltısı, sobadan gelen yanma çıtırtılarına karışarak hoş ve dinlendirici bir müzik oluştururdu. Ortam sessizdi.
8.Son olarak aklıma gelen, yıkanmış temiz çamaşırların da soba çevresinde kurutulduğu.

Belki bunlar kadar önemli olan sosyal yararı, aile bireylerinin sobanın çevresinde toplanarak hem ısınmaları hem de aralarında, günümüzde kaybettiğimiz, çok değerli sözel iletişim kurabilmeleriydi. Çünkü evin bütün odalarının ısıtılmasına imkan yoktu, evin sadece ortak kullanılan alanına soba kurulabilirdi.

Bir Karadeniz gezimizde görmüştüm. Karadeniz insanı kuzineli sobasını çok geniş yaptıkları mutfakta kuruyor ve yaz-kış kullanıyor. İç ve Doğu Anadolu’da ise sert soğuklar bu tür sobaların daha küçük alanlara kurulmasını zorunlu kılıyordu.