yörü-k

Türkiye’deki hayvan üretiminin tehlikeli şekilde azalmasının önemli nedenlerinden birisi, yörüklerin hayvan yetiştirmesinin önlenmesidir.
Meralar yerleşime açıldı, keçi üretimi bitti, yörüğün kamu alanlarından hayvanlarını geçirmesi engellendi.
Dışalım nedeniyle yörüğün malı (et, süt, peynir, yağ, deri, yün, vb.) satılmadı, elinde kaldı.

Sonunda yörük dayanamadı, hayvan yetiştirmekten vazgeçti.
İster istemez.

Sattı malı, davarı.
Gitti, büyük şehre.
Bir apartmanın bodrum katına yerleşti.
Televizyonu açtı, geçti karşısına oturdu.

yüksek konutlar ve işyerleri

Türkiye’de yüksek konut ve işyeri yapılmasının ardında yatan gerçek düşünceyi anlamaya çalışıyorum.

* Arsa yok, ya da çok pahalı desek. DEĞİL!
* Yüksek yapılar, alçak yapılardan daha ucuza yapılabiliyor (maledilebilir) desek. DEĞİL!
* Yüksek yapılar, alçak yapılardan daha ucuza satılıyor desek. DEĞİL!
* Yüksek yapılar, alçak yapılardan daha ucuza işletilebiliyor desek. DEĞİL!
* Yüksek yapılar, alçak yapılardan daha güvenli desek. DEĞİL.

hemen

Yerkürenin kaynakları artan bir hızla tüketiliyor. Bu tüketim hızı sürdürülebilir değil.

Bu yüzden şu anda sistemin dayattığı tüketim şeklinin HEMEN değiştirilmesi gerekiyor.
Kullan at şekline dönüşmüş olan (cep telefonu, otomobil, mobilya, giysi, vb.) bu model sınırsız bir israfa yol açıyor.
Neredeyse önümüzdeki 15-20 yıl içinde, kültür hayvan ve bitki cinsleriyle evde beslenenler dışında doğal canlı kalmayacak.
Bir çok yeraltı kaynaklarının tamamen biteceği anlar için gün sayıyoruz.
İçme suları, denizler, akarsular, göller, atmosfer insan sağlığına zarar verecek sınırlara dayandı.
Elektronik iletişim için kullanılan alanlar evimizi, iş yerimizi, her yeri kapladı artık bundan kaçmak olanaksız hale geldi.
Sabah yatağımızdan hiç dinlenmemiş olarak kalkıyoruz.
Doğal hayatın vazgeçilmezi balıklar, kuşlar, arılar, böcekler hızla tükeniyor.

Toplumun yapısı ve eğitim düzeyi kendi başına bu büyük sorunu çözmeye elverişli değil.
Sistem ise (nedense) bunu hiç umursamıyor.

varlık – kısa öykü

Varlığı odadakilere yüktü. Odanın kapısından içeri girdiğinden bu yana, sanki aydınlatma şiddeti bir ölçü azaldı. Sonra, yavaş yavaş bir duman isi rengi herşeye hakim oldu, bütün eşyalar hızla soldu. Tanımlanamaz metalik bir koku oluştu, hava yapış yapış oldu, insanların cildini ıslattı. İçerdekiler susup sıkıntı içinde birbirlerine baktılar ve birer bahane uydurup odadan çıkıp gittiler.

Tek başına kalmıştı, gizli bir sevinç duydu. Herkesi rahatsız ve huzursuz etmenin gizli sevinci yüreğini sardı. Perdeleri kısa bir göz payı kalacak kadar çekti ve pencerenin yanındaki vişne renginden siyaha dönmekte olan koltuğa oturdu, dışardan gelip geçenleri incelemeye başladı. İnsanlar ne kadar çaresiz ve savunmasız görünüyordu.

çaresiz yeni evliler – öykü

Yüksek öğrenimlerini yapmıştı eşler. Erkek askerlik görevini tamamlamış ve özel bir şirkette işe girmişti. İşyeri şehrin 40 km uzağında bir fabrikaydı. Sabah 7.00 de evden çıkıp işçi servisine biniyor, akşam saat 19.30 da işçi servisiyle evine dönüyordu. Kadın tıp mezunuydu, ancak zaman darbe sonrası sıkıyönetim dönemiydi ve kamuya doktor alımları durdurulmuştu. Bu nedenle kadın bütün gün yabancısı olduğu bu şehirde sobalı evde tek başınaydı. Eşler başka şehirlerde olduklarından evlenmeden önce birbirlerini tanımaya pek fırsatları olmamıştı. Tek fırsatları hafta sonunda birlikte geçirecekleri bir buçuk gündü.

Derken, kadının yakın bir akrabasının kızları evlenmelerinin birinci ayında yeni evlilerin bulunduğu şehirdeki bir ortaokulun sınavını kazandı. Küçük kız hafta içinde okulun yurdunda kalacaktı ancak hafta sonları eve çıkacaktı. Genç çiftler oluşan bu yeni durum karşısında çaresiz kaldılar.

Birbirlerini tanıyabileceklerini düşündükleri hafta sonları da ellerinden alınmıştı çaresiz.

tahin helvası – anı

Ortaokul son sınıfı ve lise biri, Mersin’de (Tevfik Sırrı Gür’de) okudum. Evimiz çarşının içindeydi. Ev sahibimiz Turhan Bey’in apartmanının karşısında arkada helva imalathanesi, önde helva satış dükkanı olan bir ticarethanesi vardı. O zamanlar susamın bol, bereketli ve doğal yetiştirildiği yıllardı. Sabahın erken saatlerinde, helvacı ustaları yaklaşık bir metre çapındaki derin bir bakır kazanın içinde taze ve sıcak tahin helvasını zorlukla taşıyarak dükkanın vitrininin önüne getirirlerdi. Sonra vitrindeki büyük mermer tezgahın üzerine dikkatle ters çevirip imalathaneye dönerlerdi. O zamanlar yalnız sade helva yapıldığını anımsıyorum, şimdiki gibi kakaolu, fıstıklı, vb. türler yoktu. Satış yapan usta biraz sonra elinde helvayı keseceği ibrişim ile görünürdü. Helvayı bu iple bir sanatçı titizliği ile bir kiloluk ve yarım kiloluk paketlere bölerdi. Ancak helvanın parçalanmamış bölümü bitene kadar mermerin üzerinde mostralık olarak kesilmeden bekletilirdi.

Sabah işe gidenler önce helva dükkanının yanındaki fırından tava ekmeklerini alırlar, sonra helva almak için kaldırımda sıraya girerlerdi. Hiç telaş olmazdı, herşey hayatın doğal ritmine göre yavaş ancak emin bir şekilde gerçekleştirilirdi. Helva satan usta isteğe göre helva paketlerini 100 gram, 200 gram gibi küçük parçalara bölüp yan duvarda bir çiviye asılı yağlı kağıtlarla özenle paketleyip müşteriye verirdi. Helvasını alan, sırada olan diğerleriyle vedalaşıp gideceği yöne seğirtirdi.

Bazı sabahlar, müşteri kalabalığı biraz seyreldiğinde babam bana para verip helvacıya gönderir ve 50 veya 100 gram taze helva ile taze ekmek aldırırdı. Satıcının eli teraziydi, keskin bıçakla daha küçülttüğü helva parçaları teraziye konulduğunda müşterinin talebinden gram şaşmaz, helvanın daha ufalanmasına gerek olmazdı.

O sıcak helvanın ve sıcak ekmeğin kokusu burnumda, tadı damağımda kaldı hala. İnsanların dingin telaşsızlığı da aklımda.

otomobil çöptür

Eğer ihtiyacı olmadığı halde otomobil almayı düşünen varsa, bir daha düşünsün.

Gerçekte bir araba satın almıyor, bütçesini emen bir ASALAK ı kendi eliyle ve kendi parasıyla cüzdanını hortumlamak üzere hayatına sokuyor:
* Kredi taksitleri (veya nakit alıyorsa toplu parasının kaybedeceği faiz kazançları),
* Alım vergileri (çeşit, çeşit),
* Sigortaları (2 çeşit),
* Yakıt gideri (her hafta artan oranlarla),
* Yakıt parasının aslından fazla ve ona bağlı vergileri (yakıt parası ile birlikte artacak),
* Bakım masrafları (yıllık, 50 000 km de bir),
* Motorlu taşıt vergisi (6 ayda bir),
* Kaza olursa onarım masrafları,
* Trafik cezaları,
* Şehir içinde her durduğun yerde avantacılara verilecek park parası, vb.

Rasyonel bir insan otomobile ayıracağı fonu kendi sağlığı, kültürel gereksinmeleri, yemesi, içmesi, gezmesi, vb. için harcayarak hayat standardını yükseltebileceğini görebilir.