mütekabiliyet – reciprocity

O sabah Akdeniz’in küçük sahil kasabasına beyaz, kocaman lüks bir yabancı yolcu gemisi geldi, bir gelin endamıyla iskeleye yanaştı. Bu durum, 1960 lı yıllarda kasabanın sakinleri için olağan üstü bir şeydi. Geminin varlıklı gezginleri kısa bir gümrük işleminden sonra, birer ikişer, telaşsız bir şekilde karaya çıkıp, kasaba merkezine doğru yürüdüler.

Derken, geminin kaptanı öğle saatlerinde gümrük memurları yoluyla kasabanın kaymakamına ve bürokratlarına haber göndererek, ertesi gün akşam saatlerinde hepsini gemiye davet ettiğini bildirdi. Kaymakam, belediye başkanı, mahkeme üyeleri, askeri ve sivil memurlar gemiye çağrılmışlardı. Hemen hemen 10-15 kadar, o zamana göre üst düzey bürokrat, durumu aralarında değerlendirdiler. Bir resmi davete gidilmemesinin pek hoş olmayacağı şeklinde ortak bir görüş oluştu. Kaptana, olumlu kabul bilgisi ile katılacakların sayı ve konumları resmi bir şekilde bildirildi.

Ertesi gün, davetliler güneş batarken, toplu halde ellerinde küçük bir armağan paketiyle gemiye yürüyerek geldiler, kaptan ve mürettebat tarafından geminin güverte çıkışında nezaketle karşılandılar. Kaptan, davetlilere ayakta ve açık havada, bir içki partisi düzenlemişti. Heyet daveti bir akşam yemeği olarak algılamıştı, bu durumu garipsediler ama nezaketen bir şey söylenmedi. Beyaz giysili garsonlar, tepsilerde buz gibi soğutulmuş viski bardaklarını davetlilere ve gemi personeline aralarında dolaşarak ikram ettiler. Kaptan, herkesin bardaklarının dağıtıldığından emin olduktan sonra kısa bir hoşgeldiniz konuşması yaptı, bu kasabada olmaktan mutlu olduklarını, 2 gün daha kalıp demir alacaklarını çevirmeni vasıtasıyla anlattı. Sonra, herkesin görebileceği şekilde bardağını yukarı kaldırarak ”Cheers!” dedi ve bardağının yarısını tek seferde içti. Davetlilerin çoğu ilk kez viski içmekteydiler, onlar da kaptanı kibarca aynen taklit ettiler. Buz gibi viski herkese iyi gelmişti. Okumaya devam et “mütekabiliyet – reciprocity”

kokuşma – stinking

Çocukluğumda çevremdeki insanların genel tutumu güçlünün değil, haklının yanında olmak ve zayıfın tarafını tutmak şeklindeydi.

Bugün insanların genel tutumu haklının değil, güçlünün yanında olmak şeklindedir. Buna sosyal kokuşma denir.

In my childhood, general attitude of the people around me was not to take part of the strong, but to take part of the right and the weak.

Today, people prefers not to take part of  the right, but to take part of  the strong. This is called social stinking.

eğitim – education

Bir kişi herhangi bir meslek alanında nitelikli ve özverili bir eğitim alırsa, dünyanın işleyişi hakkında doğru düzgün bir görüş oluşturma imkanına sahip olabilir.

If a person has a qualified and dedicated education in any profession, may have an opportunity to form an accurate view how the world functioning.

maske – mask

Erman 80 li yılların başında İstanbul’da evlenecekti. Bütün yakınlarını nikahına davet etti. Anne ve babasından sonraki en yakın akrabaları amcası ve amcasının eşiydi. Erman, ilkokuldan sonra liseyi bitirene kadar amcasının yanında öğrenim görmüştü. Bunun nedeni babasıyla arasındaki geçimsizlik olarak yansıtılmıştı çevreye. Hem Erman için, hem de onu evlerinde 6-7 yıl misafir eden amcası eşi ve çocukları için zor zamanlardı. Amcası Fethi babası gibi düşük gelirli bir memurdu. Amcasının eşi de annesi gibi ev hanımıydı. 60 lı 70 li yılların maddi olarak zor zamanlarıydı. Evde çamaşır makinası, elektrik süpürgesi, buzdolabı gibi kolaylıklar yoktu. Evin hanımının ev işleri için yardımcı alma olanakları da yoktu. Bütün ağır ev işleri amcasının eşinin sırtına binmişti, uzun yıllar. Erman’ın anne ve babası ile kardeşleri Manisa’da yaşıyordu. Amcası ise Mersin’de görevliydi. Bu yüzden sadece yaz aylarında kendi ailesinin yanında olabiliyordu. Gergin ve sinirliydi. derslerinde başarılı değildi, genel olarak bütünlemeye kalır, bütün yaz aylarını da zorunlu olarak kaldığı derslerine çalışarak geçirirdi. Okumaya devam et “maske – mask”

veda – farewell

yerinden kalktı, telaşsızca yanıma geldi
yanaklarıma yanağını dayayarak yavaşça öptü
elimi iki eli arasına aldı, bir süre tuttu
gözleri mavi beyazdı
geriye döndü, ağır adımlarla yürüyüp çıktı
elleri ve yanakları buz gibiydi
çoktan ölmüştü

got up, slowly came to me like floating in air
kissed my cheeks calmly
took my hand between hands, held it for a while
eyes looked blue white
turned back, walked slowly out
hands and cheeks were marble cold
died long ago

Dede Korkut

bir yiğit
torpağın kayup it ise
suyun kafıra duttur ısa
gölgelice kaba ağacu kesil ise
görkli suyu kurır ısa
tarlasın sürebilmez ol ısa
davarın güdebilmez ol ısa
yılkısın binebilmez ol ısa
yurdundan göçe kalır ısa
gurbete var ısa

el kapısında mahsun olur
na marta muhtaç kalur
avrat, avlat, torun irezil olur
el açupta yalvar kalur
ağlayuban dört yana baka kalur
ala gözden acı yaş döker olur

gör başına neler gelür
yaradandan medet!

* Dede Korkut tarzına benzetilmiş bir şiir denemesi.

Okumaya devam et “Dede Korkut”

gölgeler – shadows

https://urun.n11.com/yagli-boya-tablo/akrilik-tablo-golgeler-serisi-gizli-tehlikeler-P331779068

https://urun.n11.com/yagli-boya-tablo/akrilik-tablo-golgeler-serisi-yalniz-P331780709

https://urun.n11.com/yagli-boya-tablo/akrilik-tablo-golgeler-serisi-gecis-P331784129

https://urun.n11.com/yagli-boya-tablo/akrilik-tablo-golgeler-serisi-gidis-P331775098

https://urun.n11.com/yagli-boya-tablo/akrilik-tablo-golgeler-serisi-kistirilmis-P331755829