alt-yüklenici

Yüklenici (müteaahhit) ile alt-yüklenici (taşeron) ilişkisi genellikle şöyle yürüyor:

Yüklenici işi yatırımcı kuruluştan alıyor ve parçalayarak alt-yüklenicilere bölüştürüyor.
Yüklenici aslında dışarıya taşere ettiği bu işleri kendisi de ekip oluşturarak rahatça yapabilir.
Ama amacı iş yaptırmaktan çok, işin finansal yükünü alt-yüklenicinin sırtına bindirmek olduğu için bazan küçük bir ön-ödeme ile çoğu zaman ön-ödeme yapmadan, üretime paralel bir ödeme planı ile alt-yükleniciyi işe başlatıyor.
Ancak ödemeler hiçbir zaman üretime paralel yapılmıyor, çeşitli bahanelerle alt-yükleniciye daima hakettiğinin azı ve gecikerek ödeniyor.
Böylece, alt-yüklenici iş yaptıkça malzemeciye, işçiye, devlete karşı daha çok borca batıyor, uyanıyor işi bırakıp gitmek istiyor.
Fakat, yüklenicide birikmiş alacaklarını alamamak korkusuyla bırakamıyor, bu kısır döngüden çıkamıyor, çalışmayı sürdürmeye mecbur kalıyor.

İşin sonunda, insaflı (!) bir yüklenici ile iş yapmışsa paralarını gecikmeyle ve parça parça alıyor.
Finansal açıdan bittiği için ancak borçlarını kapatabiliyor.
Yüklenici insafsız ise, çeşitli bahanelerle parasını ya eksik olarak alabiliyor ya da hiç alamıyor.
Gücü kalmadığı için genellikle yasal hak arama süreci başlatma şansı da kalmıyor.
Bu da alt-yüklenicinin sonu oluyor ve perde!

Ne demişler: Altta kalanın canı çıksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir