kuduz – anı

1950 li yılların sonundaydık. Ailemin görevi gereği Ardahan’da bulunuyorduk. Evimiz ilçenin girişine yakın bir yerde, karayolu üzerinde, tek katlı, küçük, taş bir yapıydı. Önünde patates, havuç, turp gibi şeyler yetiştirdiğimiz küçük bir bahçesi vardı. Bahçenin ağaç dallarından yapılma uyduruk sınırı yola kadar varıyordu. Evin duvarları ve bahçe çitinin olduğu yerler ısırgan otlarıyla çevrelenmişti. O yıllarda, Ardahan’da çok kar yağışı olurdu. İnsan boyunda kar yüksekliğini anımsıyorum. Havanın güneşli olduğu ve karların eridiği ender zamanlarda bu bahçede tek başıma oyunlar oynardım.
Bir gün yine öğle saatlerinde bahçedeyken, uzaktan bir insan kalabalığının gürültülü bir şekilde, karayolu üzerinden ilçeye doğru gelmekte olduğunu gördüm. Sonunda yaklaştılar. Bahçe çitinin arkasından olanları dehşetle izledim. Bir adam, kırklı yaşlarda olduğunu sanıyorum, dört beş kementle sıkı sıkı bağlanmış durumda, kementlerin her birisinin ucunda güçlü kuvvetli adamlarla, yol üzerinde ilerliyorlardı. Adam ayaktaydı, yürüyordu ama eli, kolu bağlıydı ve kementlerle yönlendiriliyordu. Ağzından beyaz bir köpük geliyordu. Sesi çıkmıyordu ama kendi omuzlarına doğru saldırmaya çalışıyordu, bilinci yoktu. Kementçilerin yanında da, şimdi zavallının yakınları olduğunu sandığım, kadınlı erkekli insanlar acı içinde yürüyordu. Önümden geçerek zorlukla ve yavaş adımlarla ilçe merkezine doğru gittiler.

Akşam, evde babam bir hayvan tarafından ısırılan bir köylünün kasaba hastanesine getirildiğini ama akşama doğru öldüğünü üzüntü ile anlatmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir