yumurta – kısa öykü 5

Adam yatağında gerindi. Uyanalı on, on beş dakika kadar olmuştu. Yatakta yanında yatan karısına baktı, gözleri kapalıydı. Uyuyup uyumadığını anlamaya çalıştı, düzenli nefes alışlarını dinledi. Uyuduğuna karar verdi, yataktan yavaşça kalktı ve banyoya gitti. Aynada yüzünü inceledi, gözlerinin altı torbalanmıştı. Yine iyi dinlenemeden kalkmıştı, böyle zamanlarda kendisini yorgun ve yıpranmış hissediyordu. Dağınık ve ara ara kırlar düşmüş saçlarına baktı aynada. Yüzünü tekrar inceledi, yaşlılığa adım atmış birinin yüzü diye düşündü. Mutfağa yürüdü, boğazı kurumuştu, sürahiden bardağa su doldurdu, içti. Salona yürüdü, perdeleri açtı. Güneş henüz doğmamıştı, deniz göz alabildiğine çarşaf gibi uzanıyordu. Plajdaki boş şezlonglar ve kapalı şemsiyeler gelecek insanları bekler gibiydi. Salonda pencerenin önündeki tek koltuklardan birisine çöktü. Denizin uzanan grimsi maviliği içini titretti. Güne yanlış bir yerden başlamış gibiydi, içi sıkıldı.
Salona doğru gelen ayak sesleri duydu. Karısıydı.

– Uyuyamadın mı yine?
– Yo, uyudum uyumasına ama erken uyandım.

Geldi, karşısındaki koltuğa oturdu. Birlikte ufuktaki mavi-gri renk oyunlarına bakarak sessiz kaldılar. Karısının gelip yanına oturması, üzerindeki gerginliği biraz azaltmıştı. Profilini inceledi, güzel yüzü, uzun kirpikleri, hoş ve anlamlıydı. Evleneli ne kadar olmuştu, on iki yıl. Geçen zamanda karısı güzel, genç bir kadından daha güzel ve olgun, oturmuş, dengeli bir güzelliğe doğru evrilmişti. Diğer kadınların tersine az konuşan, çok okuyan birisiydi. Gözlerini tekrar ufka çevirdi.

Binanın sessizliği yerini yavaş yavaş günün alışılmış seslerine bıraktı. Açılan- kapanan daire kapıları, gidenlerin- gelenlerin adımları, yoldan geçen araçlar, köpek sesleri. Karısına döndü, sordu.

– Kahvaltıyı denizden önce mi, sonra mı yaparız?
– Sonra yapalım istersen. Seninle uzun süren, müzik dinleyerek geçen kahvaltılarımızı seviyorum.
– Olur.

Birlikte kalktılar, mayolarını ve deniz giysilerini giydiler. Plaj çantasına kitap, su, havlu gibi şeyleri koydu. Karısı cep telefonuna baktı, arayan yoktu, kapattı ve salon masasının üzerine bıraktı. Daire kapısından birlikte çıktılar, adam merdivene doğru seyirtirken, karısı kapıyı kilitleyip arkasından geldi. Apartmanda kimseyle karşılaşmadılar. Binadan birlikte çıktılar, adam gözyüzüne baktı, mavi değil sanki gri gibiydi, aldırmadı, yürüdüler. Plajdaki delikanlı şezlongları, şemsiyeleri düzenlemekle meşguldü, eliyle onları selamladı. Her zaman oturdukları yere doğru yöneldiler. Adam çantayı oturacakları iki şezlongun arasına koydu, aradaki şemsiyeyi açtı, böylece doğadaki kendisine ait bölgeyi içgüdüsel olarak işaretlemişti. Etrafa göz gezdirdi, henüz kimse yoktu. Deniz sanki kıpırdamadan duran gri bir aynayı andırıyordu. Güneş, çoktan doğmuş olmalıydı diye düşündü adam. Birden içinde boşluğa düşmek üzere olan birisinin korkusunu hissetti. Karısına baktı, kitabını almış, şezlonguna yerleşmişti.

– Ben giriyorum.
– Ben de birazdan gelirim.

Adam yavaş adımlarla, çıplak ayakla kumda denize doğru yürümeye başladı. Yirmi, yirmi beş adım atmıştı ki kumların arasında düzgün ve beyaz bir cisim gördü. Eğildi, eline aldı, taş sandığı şeyin bir yumurta olduğunu anladı. Karısına doğru baktı, kitabına dalmış görünüyordu. Seslenip rahatsız etmek istemedi. Elindeki yumurtaya tekrar baktı, beyaz kabukluydu, tavuk yumurtası kadardı. Acaba kaplumbağa yumurtası olabilir mi diye geçirdi içinden. Yumurtayı yavaşça salladı. Normal bir yumurtadır, herhalde, diye düşündü. Yerden, kumların içinden kırabileceği bir taş parçası aradı, buldu. Taşı yumurtaya hafifçe vurdu. Kırılmış ucundaki kabuğu tırnağıyla kaldırdı. Kabuğun altında siyah renkli bir şey vardı, iyice meraklandı, kabuğu soymaya devam etti. Sonunda elinde simsiyah lop bir yumurta duruyordu, kabuk kırıklarını yere attı. Şaşkındı, böyle bir şeyi daha önce ne görmüş, ne de duymuştu. Denize doğru yürüdü, girdi, deniz ve gök birleşmiş gibiydi, aynı gri tondaydı. Suyun serinliğini iliklerine kadar hissetti. Yürümeye devam etti, su omuzlarına yaklaşınca durdu, karısına doğru baktı, çağırmayı düşündü, vazgeçti, kitap okuyordu. Başını gökyüzüne kaldırdı, hiç bulut yoktu ama grilik daha koyulaşmıştı. Deniz soğumaya başladı. Yüzersem biraz ısınırım diye düşündü. Yumurtayı ön dişleri arasına kıstırdı, ısırıp parçalamadan tutmaya çalıştı ve derinlere doğru kulaç atmaya başladı. Üç, beş kulaç atmıştı ki sahile doğru yüzmekte olan birisinin on beş, yirmi metre kadar uzağında olduğunu farketti. İster istemez birbirlerine doğru yüzerek yaklaştılar. Islak gözlerini açınca, gelmekte olanın karısı olduğunu gördü. Sahilde karısının olması gerektiği yere döndü, baktı hala oradaydı, kitabını okumayı sürdürüyordu. Dişleri arasında siyah yumurta olduğu halde, tekrar denizdekine doğru döndü, gözgöze geldiler. Denizdeki çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Bir şey söylemek, sakinleştirmek istedi ama dişlerinin arasındaki şey buna engel oldu. Gerisingeri dönerek sahile kulaç atmaya başladı. Uzaktan karısı ile görevli delikanlının koşarak kendisine doğru geldiklerini gördü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir