unutulmayanlar 1 – unforgettables 1

2011 de Türkiye’de kuş gribi şüphesiyle, köylerdeki binlerce yerli ırk kümes hayvanı, son derece vahşi ve ilkel yöntemlerle acımasızca öldürülmüştü.
İnsanların kendi hayvanlarını öldürürken yüzlerine yansıyan ifade beynime kazındı, kaldı.
Bunu hiç unutmuyorum.In 2011 due to suspect of bird flu in Turkiye, thousands of domestic breeds of poultry in villages, was brutally murdered with an extremely wild and primitive methods.
The expression that was reflected on the faces of people while killing their own animals was engraved in my brain and remained there.
I never forget that.

zengin – rich

Zenginliğin bir kokusu, bir edası vardır.
Onları kalabalıkta bile diğerlerinden kolayca ayırt edebilirsiniz.
Çevrelerini rahatsız kılan yüksek bir güvenleri, rahat tavırları, kimseleri beğenmez halleri vardır.
İnsan ister istemez onların yanında aynı şeye ait olmadığı duygusu yaşar ve bir huzursuzluk hisseder.
There is a smell and a mien of wealth.
You can easily distinguish them from others even in a crowd.
They have a high confidence, comfortable attitudes, styles of disliking of others which disturb their enviroment.
One inevitably feels that does not belong to the similars and feels anxiety.

tayin – appointment

Ailemin tayini başka bir yere çıktığında, sınıf arkadaşlarımla, öğretmenlerimle ve mahalle arkadaşlarımla nasıl vedalaşırdım, vedalaşabilir miydim, hiç anımsamıyorum
Bütünüyle silmişim.
As an appointment order transmitted to my family for another town, how would I say goodbye or could I say goodbye to my classmates, teachers and neighborhood friends.
I deleted all the memories completely.

saksağan – magpie

Parktan geçerken, o da çimlerin arasında bulduğu bir şeyi yiyordu. Yakınına gelince, parlak ve siyah-beyaz kostümü dikkatimi çekti, durdum. Kısa bir süre baktım, rahatsız oldu, kısa bir uçuşla en yakındaki bankın arkalığına kondu. Oradan bana baktı, söylendi. ”Hadi yürü de işimize bakalım!” der gibiydi. Yürüdüm. Kısa bir geri uçuşla eski yerine kondu, kahvaltısına devam etti.

I was walking in the park as it was eating something found on the grass. As getting closer, its bright, black and white costume caught my attention, I stopped, looked for a time. It was disturbed and flew away to put on back of the nearest bench. It looked at my face from there and told me “Come on, walk away, let me keep eating!” with a loud voice. Then I walked. It came back with a short flight and continued breakfast.

ekonomi – economy

Öğrencilere öğretilen ekonomi bilgisi ve kurallarıyla, günümüzde yaşanan ekonomi pratiği birbirinden oldukça farklıdır.
Öğretilen ekonomi bilgisini uygulayarak, günümüzde yararlı sonuçlar almak neredeyse imkansızdır.
Oyun bilmediğimiz kurallara göre oynanıyor.

The economic knowledge and rules that are taught to students are quite different than the economic practice lived nowadays.
By applying the knowledge of economics taught, it is almost impossible to achieve useful results today.
The game is played according to the rules, we do not know.

eşelek – core of a fruit

Eşelek çöp değildir.
Ceviz ve fındık kabukları çöp değildir.
Limon kabuğu çöp değildir.
Meyve çekirdekleri çöp değildir.
Kiraz sapları çöp değildir.
Kurumuş papatyalar çöp değildir.
Hiç bir organik artık çöp değildir.

Cores of fruits are not garbage.
Walnut and hazelnut shells are not garbage.
Lemon peels are not garbage.
Fruit kernels are not garbage.
Cherry stalks are not garbage.
Dried daisies are not garbage.
Organic residues are not garbage.

yastık – the pillow

Adam eve yorgun geldi. Üstünü başını çıkardı, portmantoya astı. Lavaboda elini, yüzünü yıkadı. Pijamalarını giydi. Yatak odasına geçti. Yatak örtüleri yeni değiştirilmişti, içerisi mis gibi kokuyordu. Yorganın ucunu kaldırdı, yastığına baktı. Yastık değişik geldi. Beyaz olması gerekirken, uçuk mavi renkteydi ve anımsadığından biraz daha küçük gibiydi. Umursamadı. Yatağa yattı, başını yastığa gömdü, üstüne tertemiz yorganı çekti. Uyku kıvamına geldi, gözleri kapanırken yastık biraz genişledi ve sertleşti. Garip dedi içinden, diğer tarafına döndü ve gözlerini yumdu.

İçi geçti, bir boşluktan düşer gibi oldu ve uyku evreninde kayboldu.

Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez, boynunda bir ağrı ile kendine geldi. Yastık kalınlaşmış, yükselmiş ve daha da sertleşmişti. Başı yukarıda kaldığı için, alışkın olduğu konfor kaybolmuş, boynu gerilmiş ve tutulmuştu. Uyku gözlerinden akıyordu. Yastığı kaldırdı, yere bıraktı. Böyle olunca, boynu rahat etti ve yeniden uykuya daldı.

Bir süre sonra, rahat nefes alamadığı için yeniden uyandı. Yüzünün mis gibi kokan yastık tarafından neredeyse tamamen kapatılmış olduğunu anladı. Eliyle uzaklaştırmaya çalıştı, yumrukladı, biraz araladı, nefes aldı. Pencereden gelen sokak lambasının solgun ışığında, yatak odasının kocaman bir şeyle neredeyse tamamen işgal edildiğini hayretle fark etti. Hemen yatağından indi, telaşla kapıya ulaşmaya çalıştı. Ama kapının arkası dev yastık tarafından tıkanmıştı. Çekip kapıyı açıp, dışarı çıkmak için çabaladı.

Ama bu imkansızdı. Yastık büyümeye devam ediyordu.

The man came home tired, took his dresses off, hung them on the coat stand. He washed his hand and face in the bathroom, wore pajamas, went into the bedroom. The bedspreads had just been changed and smelled good inside. He raised the tip of the quilt, looked at his pillow. The pillow seems different. It must be white but it seemed pale blue and a little smaller than remembered, did not care, laid on the bed, buried head on the pillow, pulled the clean quilt on top. Sleeping consistency, the pillow slightly widened and hardened as his eyes closed, thought it was strange, turned to the other side and closed his eyes.

He passed out, fell into a void and disappeared into the dreams universe.

It is not known how much time has passed, felt a pain in his neck and woke up. The pillow was thickened, raised and more hardened. Since head was up, the comfort he had become accustomed to was lost, neck stretched and had pained. He was still very sleepy, took the pillow and dropped it on the floor. Then his neck relaxed and slept again.

After a while, woke up because couldn’t breathe easily. He realized that his face was almost completely covered by the pillow smelling good. He tried to push it away with his hands, punched it, took some space, breathed a little. In the fading light of the streetlamp coming through the window, noticed with amazement that the bedroom was almost completely occupied with something huge, he got out of bed, hurriedly trying to reach the door. But the back of the door was obstructed by the giant pillow. He sought to open the door and tried to get out. But that was impossible.

The pillow continued to grow.

oyun – the game

Bir oyun kurgulayalım, kuralları şöyle olsun:
1.Bu oyunu herkes oynayacak, oynamayan kalmayacak.
2.Oyuncuların tek canı var, kaybedince oyundan çıkmış sayılacak.
3.Oyunda kazanmak için her şey mubah, isteyen her yolu kullanabilecek.
4.Oyunun perde arkasında, oyuncuların önceden bilemeyeceği ve tahmin edilemeyen birçok değişkene bağlı karmaşık kurgular olacak.
5.En çok puan toplayan ve sağlık, yasal, ekonomik sorunu olmadan oyunda en uzun kalanlar kazanmış sayılacak.
Let’s design a game which rules shall be as follows:
1.Everyone should play this game.
2.Players have got only a single chance, if someone will lose his/her chance he/she shall be considered as out of the game.
3.In the game one can use every way he/she wish, everything valid to win.
4.Behind there will be complex fictions based on many unpredictable variables that players cannot know beforehand.
5.The ones collecting most bonus and longest surviving in the game without health, legal, economic problems will be assumed winners.