kırmızı balon – kısa öykü 3

Bu eve, yakın akrabalarına yeni gelmişti annesiyle. Babası evlerinin olduğu küçük kasabada kalmıştı. Annesinin anlattığına göre önemli işleri vardı, daha da sürecekti. Babası işlerini bitirince gelecek ve onları alacaktı buradan. Geldikleri bu kent daha büyük ve daha gelişmiş bir yerdi. Evin aynı kendi babası gibi memur olan beyi sabah işe gidiyor, akşam hava kararırken geliyordu. Bütün gün evde kendilerine çok iyi davranan bir teyze ve onun çocuklarıyla birlikte kalıyorlardı. Çocuklar da ona çok iyi davranıyorlar, tüm istediklerini yapıyorlar, en değerli oyuncaklarını teklifsizce önüne koyuyorlardı. Ama çocuk başka bir yerde babasız olmanın, üstelikte ne zaman geleceği belli olmadan, verdiği ezikliği taşıyor, sevinçlerinde daima bir şey eksik kalıyordu.
Okumaya devam et “kırmızı balon – kısa öykü 3”

yıldırım – kısa öykü 1

Ev çok yüksek bir yerdeydi. Öyle ki diğer evlere buluttan bakıyormuş gibi bir hisse kapılabilirdi insan. Evde, en büyüğü on iki yaşlarında olan üç erkek çocuğu ile en küçük oğlanla akran yedi yaşlarında bir kız, oynadıkları gündelik oyunlardan ve oyuncaklardan sıkılarak pencerenin önüne geldiler, dışarıya bakmaya başladılar. En küçük oğlan diğerlerinin anne ve baba tarafından kuzeniydi. Anneler, aynı binanın içindeki başka bir dairede gündeydiler. Evin hanımı ile kız kardeşi, öğleden sonra iki üç kez gelip çocukları yoklamış, karınlarını doyurmuş ve sobayı kömürle yükleyerek salonu sıcak tutmuşlardı. Pencerenin önündeki çocuklar, yavaş yavaş kararmakta olan günün sonuna doğru, kışın habercisi sık sık çakan yıldırımları izliyorlar ve arkadan gelen gök gürültüsünü bekleyerek oyalanıyorlardı. En büyük olan oğlan bir oyun oynamayı önerdi: Yıldırım bulma oyunu.
Okumaya devam et “yıldırım – kısa öykü 1”

kuş – kısa öykü 2

Havalar yeniden soğumaya başlıyordu. Buralarda neredeyse ağustosta başlardı havalar soğumaya. Çocuk evinin bahçesinden yola doğru baktı. Askeri bir araç geçiyordu kasaba merkezine doğru. Sonra bir kaç kişi yolu geçti, yolun karşısındaki evlerin arasındaki dar sokağa saparak gözden kayboldu. Görünürde kimse kalmadı. Uzaklarda, ormanlarla kaplı dağların üzerine beyaz bir bulut yığını çökmüştü. Eve döndü, baktı. Annesi mutfakta bir şeyler hazırlıyordu. Belki akşam evlerine konuk gelecekti. Bu küçük kasabada insanlar ya birbirlerine giderler ya da evlerinde oturup radyo dinlerlerdi. Çocuk akşam ziyaretine en çok doktor ve eşinin gelişine sevinirdi. Doktorun eşi güzel, genç ve gösterişli bir kadındı. Çocuk, ona yakın olmaktan tanımsız bir mutluluk duyardı. Beyler zaman zaman işten çıktıklarında, şehir kulübünde kağıt oynar, birşeyler içer, konuşurlardı. Çok ender olarak, kasabanın bu biricik salonunda yöresel halk danslarının izlendiği küçük eğlenceler de olurdu. Hayat burada bir taş kadar hareketsizdi.
Okumaya devam et “kuş – kısa öykü 2”

kasabanın sırrı – kısa öykü 8

Bu küçük kasabaya yeni gelmişlerdi. Kocası Orhan, devlet memuruydu. Dört yıl önce, ailelerinin tanıştırması ile evlenmişlerdi. Henüz ikisi de otuz yaşından gençtiler, çocukları yoktu. Bu kasaba evlendikten sonra eşinin tayin edildiği ikinci görev yeriydi. İç Anadolu’da, işlek karayollarından hayli uzakta bulunan kasaba haliyle pek gelişmemiş bir yerdi. Yerliler, memura ev kiralamaya pek gönüllü olmadıklarından, bir hafta kadar kasabanın küçük otelinde konaklamak zorunda kalmışlardı. Ev eşyaları getirildiği kamyondan, kaymakamın gösterdiği bir depoya geçici olarak istif edilmişti. Bir hafta sonra, kaymakamın ve diğer kamu personelinden bazılarının araştırması ve ricası ile kasabanın dışına yakın bir yerde tek katlı bir evi, lütfen kiralayabilmişlerdi. Ev sahibi, camcı esnafı olan ve evi askerdeki oğlu için boş tutmak isteyen Resul adlı birisiydi. Oğlu askerden gelip evlenene kadar evi kiraya vermeye zorla razı olmuştu. Zayıf, kısa boylu, asık yüzlüydü. Gözleri çukurlarının içine kaçmıştı. Yüzü ve alnı sert çizgilerle doluydu. Derisinin rengi kirli sarıydı. Üzerindeki hayli yıpranmış giysileri kendisine bir iki beden büyük gibi duruyordu. Anahtarı otele gelerek Orhan’a elden verirken, isteksizce bir odayı oğlunun eşyalarını koymak için kapattıklarını söyledi. Kalan iki odayı kullanabileceklerdi. Fazla konuşmadan, cevap beklemeden memnuniyetsiz bir şekilde otelin kapısından çıktı, ilk sokağa dönüp gözden kayboldu.
Okumaya devam et “kasabanın sırrı – kısa öykü 8”