kötülük kuramı – theory of evil

Ortalama insanın özünde kötülüğün baskın olduğunu gözlemliyorum.
Bunu bazı küçük yaştaki çocukların zarar verici davranışlarında yakalayabilirsiniz.
Bazı çocuklar, ortada hiç bir şey yokken ve kendilerine böyle bir şey öğretilmemişken, zayıf bulduklarına (yaşıtlarına, hayvanlara, bitkilere, yaşlılara, vb.) anlamsız bir şiddet uygularlar.

Özdeki kötülüğün iyiliğe baskın olması, evrensel olarak, insan eylemlerinin sonuçlarına bağlı olan her şeyin kötüye doğru evrilmesine neden olmaktadır, kanımca.
İnsan yapımı olan herhangi bir şey (nesne, olgu, kurum, kural, vb.) ya baştan evrenin toplam iyiliğine uygun değildir, ya da kendi haline bırakılırsa eğer bozuşur, kokuşur, çürür genellikle.

Bu olumsuz mekanizmayı, hayvanlarda ve bitkilerde görmüyorum.
İnsan etkisi olmadıkça, insan eli değmedikçe.

I observe that in self of average people, evil is dominant.
You can perceive this in some very young’s harmful tendencies.
Some children applies meaningless violence on weaks (peers, animals, plants, the elderly, etc.) for no reason even they have not been taught such a bad behaviour.

The predominance of inherent evil over goodness, causes universally all things that depend on the consequences of human actions to evolve towards the worst.
Anything that is man-made (object, phenomenon, institution, rule, etc.) is either not suited to the total benefit of the universe from the very beginning, or if left alone it is disrupted, rot, stink in general.

This negative mechanism is not seen in animals and plants.
Unless there is human influence, unless human hand touches it.

ayla – kısa öykü

Ayla, görücü usulü ile evlenmişti. Bir tanıdıkları, annesini eşinin annesi ile tanıştırmıştı. Sonunda, Erman ve ailesi bir akşam, hayırlı bir iş için geldiler ve Ayla’yı ailesinden istediler. Erman, düşük eğitimli, sebatsız, şımarık kişilikli birisiydi. Erman’ın ailesinin onlara verdiği küçük bir dairede otuyorlardı, evlendiklerinden bu yana. Eşinin ve kendisinin ebeveynleri aynı şehirde yaşıyordu. Ayla, kocasının ailesinden memnundu. Karı, koca emekli memurdular, iyi insanlardı, ona hep sevgiyle saygıyla davranmaktaydılar. Yememiş, içmemiş tek çocukları olan Erman’ı yetiştirmiş ve onun için her türlü fedakarlığı katlanmışlardı.

Ayla evlenmeden önceki işyerinde tezgahtar olarak çalışmaya devam ediyordu. Erman ise tanışmalarından bu yana, 5 aylık nişanlılık süresi de dahil, 6 işyeri değiştirmişti. Doğru düzgün bir eğitimi ve mesleği olmadığı için, niteliksiz işlere girip çıkıyor, hiç bir iş yerinde uzun süre barınamıyordu. Ayla’nın kazancı sınırlıydı, bu nedenle geçimleri Erman’ın ailesinden verilenlerle sağlanabiliyordu.

Evde sürekli bir gerilim ve tatsızlık hakimdi. Erman, sürekli saygısız ve sinirli bir tutum içindeydi eşine karşı. Ayla’nın babası küçük esnaftı. Evde lisede okumakta olan iki erkek kardeşi ile ev hanımı olan annesi vardı. Babasının durumu gitgide daha zorlaşıyordu. Ailesi de geçim sıkıntısı içindeydi. Evlendiğinden beri, ailesine maddi açıdan hiç yardımcı olamamıştı. İçinde bulundukları koşullar, herkesi sanki bir presin içinde sıkıştırmaktaydı. Okumaya devam et “ayla – kısa öykü”