yalnız başına – kısa öykü 7

Eşini amansız bir hastalık nedeniyle yitirmesinin üzerinden tam üç yıl geçmişti. Bugün ölümün üçüncü yıl dönümüydü. Bugünü bir ay önceden aklında belirliyor, sanki birini bekler gibi gün sayıyordu. Sıkıntı içinde pencereden sokağa baktı, insanlar telaş içinde bir yerlere yetişme derdindeydi. Çayından bir yudum aldı, soğumuştu, gidip tazeleyeyim diye düşünerek kalktı, mutfağa yöneldi. Çayın altını kısık ateşte bırakmıştı, soğuk çaydan nefret ederdi. Mutfakta tezgahın altındaki çekmecelerden en üstteki bir parmak açıktı, eliyle itti. Çayını tazeledi, tekrar salonda eşiyle hep oturdukları fiskos sehpasının iki yanındaki koltuklardan kendisine ait olana oturdu. Eşinin boş koltuğuna baktı, iç geçirdi. Yalnızlığın kötü bir süreç olduğunu tahmin etmişti ama bu yaşadığı tahminlerinin üzerindeydi. Sıkıntı içinde yeni evlenmiş olan kızı ile başka şehirde zor zahmet bir iş bularak uzaklaşan oğlu, gelini ve torunlarını düşündü. Kızı evlendiğinden beri ayda, bazen da kırk günde bir geliyordu ziyaretine. Haklı diye düşündü, daha çok yeniler, birbirlerini tanımaları için zamana gerek var. En çok torunlarını özlemişti. Görmeyeli neredeyse bir yılı geçmişti, iyice büyümüşlerdir şimdi diye geçirdi içinden. Oğlunun çalışma koşulları çetindi, yılda on beş günlük bir izni vardı, o süreyi de deniz kenarında tatil yaparak geçiriyorlardı.
Okumaya devam et “yalnız başına – kısa öykü 7”