üniversite tavlası

Eskiden ”üniversite tavlası” olarak adlandırılan bir oyun vardı.
İkişer kişiden oluşan iki takımla, yani dört kişiyle oynanırdı.
Takım arkadaşları yanyana, rakipleri de karşılarına otururdu.
Oyun birlikte başlatılır, zarı sadece takımın birer oyuncusu atar, ama aynı zarla aynı takımın iki oyuncusu oynardı.

İşin ilginci, aynı zarla oynayan takımların bir oyuncusu galip gelirken diğerinin yenilebilmesiydi. Bu beraberlik demekti, sık sık olurdu.
Hatta bazı oyunlarda rakip takımların birer oyuncusu, karşı takımındaki diğer oyuncuları mars yapabilirdi. Bu da eşitlik olarak kabul edilirdi.
Aynı zarlarla hem yenmek hem de yenilmek, sanıldığının aksine tavlanın bir şans oyunu olmadığını gösterir kanımca. Bu hayatta aynı olanaklara sahip olan bireylerin zaman içinde farklı noktalara varmalarına benzetilebilir.

Anımsadığım kadarıyla, yengi bir sayı, mars iki sayı değerindeydi. Mars rakip oyuncu henüz pullarını toplamaya başlamadan, karşısındakinin bütün pullarını toplayarak rakibe çok önemli bir fark atmasıdır.
Herhalde beş veya yedi sayı toplayan takım galip kabul edilir ve oyun biterdi.
Yenilen takım, yenenlere ve seyircilere çay ısmarlamak zorundaydı.

Üstat tavlacıların oyunları çok ilgi görüp, seyirci toplarken ortalama oyuncuları pek izleyen bulunmazdı, tıpkı olağan yaşantıdaki gibi.

Bu tavlada zar tutmak, pul çalmak, pulları eksik veya fazla oynamak gibi hileler aynen hayatta da olduğu gibi, rakip anlayana kadar serbest kabul edilirdi. Oyunun ruhu, sadece kendi oyununu değil rakibinin de oyununu takip etmeyi gerektirdiği için hayatın kendisine benzerdi.
Rakip hileyi sezerse, itiraz ederdi. Bu durumda ya o zar atışıyla oynanan pullar kurala uygun olarak yeniden oynatılır, ya da baştan söylenmişse hileyi yapan o eli kaybetmiş kabul edilirdi. Hilesi anlaşılan taraf horlanırdı.
Uygun zar gelen oyuncu, rakibinin üzerinde psikolojik baskı kurmak için pulları sertçe, gürültülü bir şekilde oynar ve rakibin moralini bozmaya çalışırdı. Nükte, ince alay serbestti ama küfür ve hakaret kabul edilmezdi.
Seyircilerin oyuna müdahale etmesi, yol göstermesi kesinlikle yasaktı. Ama oyun bitince, düşüncelerini söyleyebilirlerdi.
Hayatın içinden gelen ve içinde oynanan bir oyundu.